Gözden Kaçırmayın

Shubman Gill: Shubman Gill: "Kriket Bir Zihin Oyunudur"

Londra Moda Haftası kapsamında sunulan JW Anderson'ın Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonu, tasarımcı Jonathan Anderson'ın "küratörlüğü bir pratik, zanaatkarlığı bir dil" olarak ele alışının bir tezahürü oldu. Koleksiyon, sıradan nesneleri lüks öğelere dönüştürme konusundaki ününü pekiştirirken, giyimi bir kültürel ifade aracı olarak yeniden yorumladı.


Sıradanın Olağanüstü Yorumu
Jonathan Anderson, bu sezon da gündelik hayatın içinden imgeleri koleksiyonunun merkezine yerleştirdi. Daha önceki koleksiyonlarında gördüğümüz devasa yumurtalar veya bardak tutacağı çantalar gibi, bu defa da beklenmedik formlar ve dokular dikkat çekti. Örneğin, şişirilmiş deri detaylar, abartılı püsküller ve ev tekstili hissi uyandıran kumaşlar, giyim ile nesne arasındaki sınırları bulanıklaştırdı. Bu yaklaşım, modanın sadece giyilmekle kalmayıp aynı zamanda bir sanatsal diyalog başlatabileceğini gösterdi.


Bir Yaratıcı Ekibin Ürünü
Koleksiyonun sunumunun arkasında, moda endüstrisinin önde gelen isimlerinden oluşan güçlü bir ekip yer aldı. Benjamin Bruno'nun stil yönetimi ve Heikki Kaski'nin fotoğrafçılığı, koleksiyonun hikayesini görsel olarak güçlendirdi. Set tasarımından saç ve makyaja kadar her detay, Anderson'ın tutarlı ve titiz estetik anlayışını yansıtacak şekilde, Louis Dewynter, Keck ve diğer ekip üyeleri tarafından özenle işlendi. Koleksiyonun tanıtımında ise Alice Temple, Kylie Minogue, Milo Callaghan, Camille Bidault

  • Waddington, Daryl McCormack, Ruth Wilson ve Tommy Hackett gibi farklı disiplinlerden isimlerin yer alması, markanın sanat ve pop kültürü ile olan güçlü bağlantısını vurguladı.


Zanaatın Modern Yüzü
JW Anderson'ın bu koleksiyondaki temel vurgusu, el işçiliği ve küratörlük üzerineydi. Geleneksel örgüt teknikleri modern silüetlerle birleştirilirken, her bir parçada hissedilen zanaatkarlık, seri üretim çağında değeri yeniden tanımlamayı amaçlıyor. Koleksiyon, tüketim kültürüne eleştirel bir bakış sunarken, aynı zamanda giysilerin kişisel bir koleksiyonun parçası gibi özenle tasarlandığını hissettirdi. Bu, modanın geçiciliğine karşı, kalıcılık ve duygusal bağ arayışının bir ifadesi olarak yorumlandı.